Friday, January 30, 2009

Dilemma (Türkçe versiyon)

{Click here for the English version of this post, or scroll down}

Kişisel bir konuda okuyucularımın görüşüne ihtiyacım var. İşte düştüğüm ikilem:

23 yaşındayım, ensdüstriyel tasarımın kıt kanaat varolduğu bir ülkede mesleğim bu. İyi bir öğrenciydim, yaptığım işte de iyiyim. Endüstriyel tasarım benim için bir tutku, başka tasarım alanlarına kayan arkadaşlarım olduysa da grafik, web, moda, iç mekan, tekstil tasarımı gibi dallar beni hiç çekmedi, vazgeçemedim endüstriyel tasarımdan. Herhangi bir giderim yok, dolayısıyla çalışmaya aslında ihtiyacım yok şu an. Ben sadece kariyerime adım atmak, birşeyler öğrenmek için çalışmak istedim. Ama hem gelecekte kendi ofisimi kurmak, hem de bir süre yurtdışında yaşamak istediğim ve ailem de zengin olmadığı için para kazanmam da lazım aslında. 8 aydır çalıştığım bu yer büyük ve kurumsal bir şirket, satın almacılara bağlı olarak çalışan, şirketteki tek tasarımcıyım ve bu benim ilk işim. Tek tasarımcı olduğum için tasarım süreci iş hayatında nasıl işler gibi kritik bir konuyu ve okulda kapsamlı olarak öğretilmeyen üretim ve proje sonuçlandırma gibi önemli bilgileri edinemiyorum. Aylardır işten ayrılmanın hayaliyle yaşıyordum, işten ayrılmam halinde ihtiyacım olduğunu gözlemlediğim becerileri edinmek için kafamda bir program oluşturdum ve Şubat'ın ilk haftası, yani önümüzdeki Pazartesi ay sonunda işten ayrılacağımı bildirmeye karar verdim. Ama daha bunu söyleyemeden patron bana zam vermesin mi? Ufacık, minnacık, belli belirsiz bir zam, ama maaşına zam yapmış patrona da "kusura bakmayın ben ayrılacağım" nasıl denir ki?? İkilemim şu; yine de ayrılacağımı söylemeli miyim yoksa bir süre daha beklemeli miyim? Ömrümü burada, ya da böyle büyük bir şirkette bir eleman olarak geçirmek istemediğimi ve burada en fazla 1, işler çok iyi giderse hadi hadi 2 yıl geçirip gideceğimi zaten baştan beri biliyordum. Neyse, işimin avantajları ve dezavantajlarını anlatayım:


Önce, avantajlar:

-Saygın bir şirket.

-Patron çok şeker, anlayışlı, zeki, iyi. Ayrıca iyi bir referans. Onunla aramı bozmak katiyen istemiyorum.

-Fazla kazanmıyorum ama kazandığımın tamamı bankaya gidiyor. Türkiye'de başlangıç seviyesi tasarımcılara genelde para bile ödemiyorlar, öderlerse de asgari ücret gibi komik bir rakam veriyorlar.

-Giriş-çıkış saatleri belli. Esnek saatler değil yani. Aşırı meşgul de olmadığım için 6'da çıkıp 7'de evde olabiliyorum. Oysa şirketteki diğer insanlar(satın almacılar vs.) mesai ücreti diye birşey olmamasına rağmen geç saatlere kadar çalışıyorlar.

-Türkiye'de tasarımcılar için her zaman iş kıtlığı var zaten, şimdi bir de kriz eklendi.

-İhtiyacım olan şeyler, öğrenemiyor da olsam kağıt üzerinde deneyim işte.


-Patron dedi ki devam eden yüksek lisansım ve iş arasında bir denge oluşturabilirmişiz.(Okula gitmem, tez yazmam gerekiyor da..)

-Sevgilimi o kadar az görebiliyorum ki her buluştuğumuzda "
50 İlk Öpücük" filmindeki gibi sil baştan heyecan yaşıyoruz :P




Şimdi, dezavantajlar:

-Kağıt üzerinde tasarım işi olarak gözükse de aslında tasarım yapmıyorum, tasarım ve üretime dair bilmem şart olan şeyleri öğrenemiyorum. Kendimi kıvranır bir şekilde havadan tekstil deseni çizer buluyorum ki bu deneyimimin, ilgimin olmadığı bir alan ve çok zorlanıyorum.

-Deneyimli bir tasarımcının altında çalışmam gerektiğini düşünüyorum. Şirketteki tek tasarımcı olmak ve ilk işimin olması, hayalim olan kendi tasarım ofisimi kurabilmek için kimseye ihtiyaç duymadan işimi yapabilecek kapasiteye ulaşma hedefime beni hiç yaklaştırmıyor.

-Şirketin internet politikası son derece baskıcı, çoğu internet sitesi işyerinden bloklanmış. Gmail bile yok, gerisini hesap edin! Araştırma ve yeniliklerden haberdar olma yönü son derece kuvvetli bir insan olarak internet erişimimin blogspot ve typepad ile sınırlı olması beni son derece köreltiyor. Blog yazılarımın seyrelmesinden anlamışsınızdır!

-Ofis kuş uçmaz kervan geçmez biryerde, çok çirkin, ofisin olduğu tüm mahalle çirkin ve güvenliksiz, öğle saatinde 2 adım yürüyecek bir kaldırım bile yok. Camlar da açılmıyor. Boğulduğumu hissediyorum.

-Hiçliğin ortasında olduğu için gidiş gelişler sabah akşam birer saatten günde 2 saat yapıyor. Buraya toplu taşıma da gelmiyor, tek seçenek bir rodeoymuşçasına rahatsız olan servis. 7:30'da evden çıkıp akşam 7'de evde oluyorum yani günün 12 saati iş uğrunda geçiyor, sosyal hayatım, uykum yok.

-Çirkin ofise tıkılmış olmak ve interneti doğru düzgün kullanamamak yaratıcılık isteyen bir meslek için ilham bulmanın imkansız hale gelmesi demek. Öyle kuluçkaya oturup yumurtlar gibi tasarım çıkmıyor malesef!

-Yemekler öyle sağlıksız ve berbat ki kahvaltımı, öğle yemeğimi ve atıştırmalıklarımı hergün evde hazırlayıp getirmem gerekiyor. Yalnız yaşayan biri için bu da zor, çok da vakit alıyor.

-Aranan bir tasarımcı olmak için ihtiyaçım olan birkaç ekstra beceri daha var (bilmediğim bazı programları öğrenmek gibi), bunlar iş dışında zaman ayırıp kendi kendime öğrenmem gereken şeyler.

-Sevgilimi, ailemi, köpeğimi, sabahları koşuya gitmeyi, güne lanet ederek başlamamayı, hayattan zevk almayı özledim.

-Yüksek lisansımı tamamlamak istiyorsam tez çalışmalarına hız vermem, okula sık sık gitmem gerekli.

-Daha çok gencim ve herhangi bir sorumluluğum yok, ideallerim için risk alacaksam bundan daha uygun bir zaman olabilir mi?

Pazartesi patronumla toplantım var, ne yapmalıyım?

a-Ona ay sonunda işten ayrılmak istediğimi mi söyleyeyim? (Nasıl söylesem?)
b-Zam meselesi eskiyene kadar bir ay daha mı burada takılmalıyım?
c-3-4 ay sabredip bir yılı doldurmalı mıyım?

Hangi seçenek daha mantıklı?




3. hariç tüm resimler buradan. 3 numaranın kaynağı bilinmiyor.

21 comments:

Kek ve Kahve said...

sevgili alis,
7. sınıfta okurken, antalya anadolu lisesi servisinde, yanımda oturan kocaman gözlü çok güzel "mutlu ablaya", okula neden gelmeye devam ettiğini sordum. çünkü üniversite sınavlarına hazırlanan ablalar abiler son aylarda hep raporlu oluyordu. o da bana benim sınavlarım bitti, ben kazandım dedi. nasıl dedim? benim girdiğim endüstriyel tasarım bölümü öss sınavı ile öğrenci alıyor dedi. (o dönem 2 sınav vardı)İlk defa duyduğum için sordum endüstriyel tasarım nedir diye? ellerini havaya kaldırdı bir bardak düşün dedi. biz o bardağı göründüğünden farklı biçimlerde hayal edip tasarlayacağız. bana yaptığı tanımlamayı senelerce unutmadım. yıllar sonra onu bir dergide Milano'da yaşayan Türkiye'nin en önemli tasarımcılarından biri olarak okuyunca, bilmem neden çok gururlandım. sonrasında da zaten çok yerde adı yazıldı çizildi. sanırım bir de web sayfası var. bence bu gencecik, çok taze heyecanlarını "inci mutlu" gibi ya da bir başka tasarımcının sayfasındaki adres bilgisine göndererek paylaşabilir, deneyimlerinden faydalanabilirsin.
herşey gönlünce olsun derim,

sevgiler

Aydan Atlayan Kedi said...

Yazdıklarını çok dikkatle okudum. Çünkü, açmazların insanı nasıl kıskaç altına aldığını ve kararsızlığın nasıl yıprattığını bilirim. Avantajların bana daha fazlaymış gibi göründü. Ve olumsuz olarak nitelediklerin ise biraz bakış açısını değiştirerek çözümlenebilir şeyler olarak... Bu nedenle biraz daha beklemenin senin için daha iyi olacağını, patronunun da bu süre içerisinde zam yapmış olmasının da bunun bir işareti olduğuna inanıyorum.
Aslında karar verirken sezgiye güvenilmesi gerektiğini düşünenlerdenim. Biz elbette dışardan bakıyor ve düşüncelerimizi söylüyoruz. ama asıl önemlisi senin iç sesin sanırım.
Sevgiler Alis. Ne karar verirsen ver dilerim o karardan asla pişman olma...

uyuz cadı said...

hemen konuya dalıyorum, seni o kadar iyi anlyorum ki... bir kere işlerimiz birbirine çok yakın aynı piyasaydayız. ayrıca bir yıl evvel nefret ettiğim bir işte çalışıyordum, evime çok uzak günümün (en iyi ihtimalle) 3 saati yolda geçiyodu, sabah 6 'da uyanıp akşam 8 buçuk gibi evime dönebiliyodum. çok yorgun ve bunalımdaydım...
bir plazadaydık, havasızlıktan ve klimadan sürekli başım ağarırdı.
fakat, ilk işimdi. çalıştığım yer türkiyedeki en büyük web ajanslarından biriydi, orada piyasayı, nasıl iş yapılır, müşteriyle ilişkiler nedir, hayal dünyasından çıkıp gerçekten satılabilecek işler nasıl yapılır gibi konularda inanılmaz çok şey öğrendim. girdiğim yerde jr. art director olarak başladım, işin eğitimini almış ve yıllardır çalışan 2 art directorüm vardı.
aldığım maaş çok azdı, gerçekten minnacık. 1 yıl çalıştım, çıktığımda portfolyomda inanılmaz güzel ve ödül almış işlerim, çok büyük markalarla çalışmış olmanın verdiği avantaj, ve bir sürü tecrübem vardı..
diyeceğim o ki, eğer bu piyasada küçük yerden başlarsan hep öyle gider, ne zaman adı duyulmuş iyi bir yerde çalışırsan başkaları da hemen 'aaa orada mıydınız?' demeye ve sana farklı gözle bakmaya başlıyolar. inan tasarımlarına bakış açıları bile değişiyor. ben bunun avantajını çok yaşadım...
patronun iyi bir insanmış, ama şu an hayal ettiğin işte değilsen vakit kaybediyorsun demektir.
çalışmaya ihtiyacım yok demişsin, yaşın genç, yeni mezunsun, öğreneceğin çok şey var.
bence yapman gereken oradan ayrılmak, ben kendi adıma bunu yaptım ve sonrasında daha mutlu bir insan oldum..
şu an işim yok, evet kriz var. ama çok şükür ki idare ediyoruz eşim çalışıyor ve ben bu kriz zamanında bile iş görüşmelerine gidiyorum. ince eleyip sık dokuma şansım olduğu için isteyeceğim bir yer olana kadar da sadece olsun diye başlamayacağım..
bu dönemde de ne yapıyorum? yeni programlar öğrenmeye, tasarım dünyasındaki değişiklikleri takip etmeye çalışıyorum. kendimi ne kadar geliştirirsem yanıma kar çünkü. biz bunu hep yapmak zorundayız, işimiz bu..

çok uzattım, ama yaşadıklarımı anlatmak istedim.. bence kendini geliştirebileceğin daha iyi bir yere geç.
ayrıca iş değiştirdikçe maaş artar, böyle kaldığın yerde çok zor. eski iş yerimde patron birisine 50 lira zam yapmıştı :)
o da abartı tabi ama, eğer maaşı düşünüyosan ben ilk işimden 2. sine geçtiğimde aldığım para % 150 arttı öyle söyleyeyim...

umarım kafanı karıştırmadım :))
sevgiler...

alis said...

Yazdığım o upuzun yazıyı üşenmeden dikkatle okumanızdan, üçünüzün de bana düşünereki değer vererek cevaplar yazmanızdan dolayı ne kadar duygulandığımı anlatamam; gerçekten minnet duyuyorum yazdıklarınıza.

Kek ve Kahve- Ben de bu mesleğe kafayı lise birinci sınıfta taktım, ben sınava girerken yalnızca 3-5 yerde vardı bu bölüm, ya çok yüksek ÖSS puanı ile, ya da yetenek sınavı ile alıyorlardı. Ben dersaneye gitmedim çünkü hafta sonları çizim kursuna gidiyordum, hafta içi ise okuldan sonra gece 10'lara kadar süren ÖSS'ye yönelik grup dersleri alıyordum. O "mutlu ablayı" tanımayı çok isterdim, o yaştayken bile çoğu yetişkin insanın kelimelere dökerken zorlandığı bir mesleği incelikle tanımlamış. Öğüdünü tutmaya niyetliyim, o abla gibi bir tasarmcının çırağı olmak kesinlikle kısa vadedeki hedeflerim arasında. Eminim o da Milano'da saygı duyduğu usta bir tasarımcının yanında zaman geçirmiştir.

Aydan Atlayan Kedi- Söylediklerin çok akıllıca. Kararsızlığımın asıl sebebi şu anki mutsuzluğum. "Acaba kolaya mı kaçıyorum?" sorusunu kendime sık sık soruyorum çünkü mutsuzluğumun beni mantıklı kararı vermekten alıkoymasından korkuyorum. Zam haberini almadan yarım saat önce anneme telefonda "Kararlıyım, ayrılacağım" diyordum. Zammı ben de ister istemez bir işaret olarak yorumladım, kaderin cilvesine kahkahalarla güldüm. Herhalde patronum ufacık bir zammın birinin yüzünü bu kadar güldürmesine şaşırmıştır :) Yorumun ve ayırdığın zamanın için çok teşekkür ederim, üzerinde derin derin düşüneceğim.

uyuz cadı- Aşağı yukarı benzer bir meslek içinde olduğumuzdan senin deneyimlerin benim için çok değerli. Yukarıda Kek ve Kahve'nin yazdığı gibi saygın bir tasarım ofisinde öğrenebileceğim çok şey olduğunu, böyle bir yere (maaşsız bile olsa) girebilmek için kendimi onların işine yarar hale getirmem gerektiğini düşünüyorum. Bunun en basit yolu da tabii ki bildiğim programları arttırmak veya daha efektif kullanabilmek. Bir de kafamı kurcalayan networking meselesi var; bu piyasada tanıdıkların kadar varsın çünkü. Çevresi iyi olduğu için boy boy dergilere çıkan ne tasarımcılar görüyoruz ki ortaya koydukları işleri ben okul projesi diye bile yapmam. Bir tasarım ofisinde uzun vadede işime daha çok yarayacak bir proje edinebilirim gibi geliyor. Bakalım kararım ne olacak, bu hafta sonu düşünmek için bol bol vaktim var :) Bu arada benim aldığım zam da (söylenmez gerçi ama) 50 liradan azıcık hallice, parasında değilim yani :) Sadece zam yapmış patrona "istifa ediyorum" demek yüzsüzlük olur mu acaba diye kaygılanıyorum :) Yorumun için çok teşekkür ederim, çok faydası dokundu.

denizero said...

__Alis,
ben de dikkatlice baştan aşağı okudum.... benzer durumda bir kaç kere ben de kalmıştım ....bence çok büyük bir avantajın var o da "maddi anlamda özgür olman" çünkü ev kirası ödemek zorunda kalsaydın, eşin, ödemen gereken bir sürü faturan olsaydı bu kadar rahat sana birazdan söyleyeceklerimi söylemezdim (çoğu arkadaşıma da maalesef söyleyemiyorum).... sen resmen free!!!! sin .... ve inan ileride evlenince yada koşulların farklılaşınca (ne biliim 35 yaşına geldiğinde amaan ne çıkıcam mis gibi işim var" diceksin) böyle rahat hayallerinin peşinde koşamayacaksın!! .... 8 ay da az bir süre değil .... bir iki ay daha sık dişini, kriz de zaten sonlanıyo ... cv'ne bas "ben 1 yıl şurda çalıştım" ibaresini yola devam .... patronun iyi biri olması gerçekten büyük avantaj, çünkü iş yerinde huzur çok önemli ... ama sen zaten sabahları mutsuz kalkıyorsan, huzursuzsun demektir .... go baby!!!! ....
ortamını kolla, avına yaklaş .... gerekli hazırlığını yap ve atla yeni işine

önce çeşitli yerler araştır, senin gelişimine yardım edecek ofisler....bak bakalım adam arıyorlar mı??? .... sana gerekli programları öğrenebileceğin yada kendine zaman ayırabilecein, tez yazabileceğin vaktin olucak mı bu işlerde ..... ilk adım : hazırlık olmalı .... gelişmelerden haberdar et.... c y...

Anonymous said...

Merhaba,
biraz da bir ebeveyn gibi nasihat verme korkusuyla yaziyorum, ama madem fikrimizi sordun, aklima gelenleri hemen yazayim. Eksi ve artilari ayrintilariyla yazmissin, bence eksiler daha cok, o yüzden bu is yerinden ayrilman sanirim daha mantikli olur. Özellikle ögrenmeye acik, yeni seyler denemeyi, yeni ilhamlar almayi istiyorsun, anlattigin kadariyla bu is yerinde bunlari yapman pek mümkün degil, cünkü tek tasarimci sensin.
Ama zamanlamayi iyi düsünmeni öneririm, ilerde biyografinde 1-2 yil bir sirkette calismis olmak bence olumlu bir etki yaratacaktir. Ayrica zaten üstlisans yapiyorsan önce onu bir an önce halletmelisin, eger isyerin gercekten yeteri kadar esnek ise bu konuda tezini verene kadar idarede edebilirsin. Zaten para kazanmak su anda cok önemli degil anladigim kadariyla, en azindan ilk sirada yer almiyor.

Bence patronunla bunlarin –özellikle eksiler listesindekilerin- bir kismini acikca konusabilirsin. Sana zam yapmis olmasi zaten senden ayrilmak istemedigini gösteriyor. Ama asil nedeninin tasarım ve üretime dair bilmek istediklerini bu sartlarda ögrenemeyecegini anlatirsan sanirim anlayisla karsilayip, belki de sana baska bir bir firma bile önerecektir. Dedigin dogru henüz gencsin ve hayatin bazi dönemlerinde bazi ihtiyaclar öncelik kazaniyor. Bence bu dilemmadan cikisin yolu herseyi ayni anda istememek ve özellikle mesleki gelismeyi simdilik diger konularin önünde tutmak.
selamlar

sara

babegazelle said...

bi dalı tutmadan diğer dalı bırakma derim ben piyasa irenç i,ş yok önce kafandaki işi yada eğitimi artık herneyse bul öle bırak bence

Aymen said...

artı ve eksileri önem derecesine göre puanlar verip sonra neticeye bakmak ikilemde kalınca bazen iyi fikir veriyor

Calanon said...

Bana oyle geliyor ki, bir cok kisi ilk isleri hakkinda benzer seyler soyleyecektir.

Kendini gelistirmek tabi ki cok onemli, ve dedigin gibi daha cok gencsin, onunde uzun yillar var, ne guzel. Su ani daha yogun bir sekilde gelisimine adayabilirsin.

Fakat, madem buyuk, bilinen bir firma ve sana yardimci olmaya calisiyorlar, bir de ustelik bir yili bitirmeye bu kadar yakinken cv'ni de dusun derim ben. Bir iki ay bekleyip ayrilmak daha iyi bir sonuc verecektir ilerisi icin. Isimler, calistigin firmalar senin de bildigin gibi cok onemli oluyor, bir cok kapiyi kolaylikla aciyor.

Bir de internetin olmayisindan bahsetmissin. Anladigim kadari ile acik fikirli bir patronun var, sen, oradaki tek tasarimci olduguna gore senin neden internete ihtiyacin oldugunu, sohbet etmek icin degil is icin kullanman gerektigini anlayacaktir gibi geliyor bana.

Kolay gelsin, umarim kararin ne olursa olsun seni mutlu eden bir sonucu olur.

textile Voltaire said...

I love this book!! and I love Alice in Wonderland history too..

regards

Anonymous said...

Bence dayan biraz daha 1 yili tamamla.Birkac ay sana birsey kaybettirmez.Hem kendini daha iyi hissedersin, bir isi makul bir sure goturmeyi basarmis olursun, hem de baska is ararken de daha sik durur gibi geliyor bana.

PERİLİ KÖŞK said...

kararını merakla bekliyorum :)

owl said...

Aliscim yaşın o kadar küçükki bence hiç düşünmeden risk alabilirsin. İleride insan yaptığı şeylerden değil, daha çok yapmadıklarından pişman oluyor. Çalıştığın büro sana istediklerini vermiyorsa arkana bile bakma derim. Bende çalıştığım bürodan memnun değildim ama cesaret edip ayrılamadım birtürlü şimdi onaltı senedir buradayım. Hayatımın bu bölümü boşa harcanmış gibi geliyor. Sana kararında bol şans. Doğru kararı vereceğine eminim.

alis said...

denizero - Yorumun için çok teşekkürler, sıkkınlığın görmeme engel olduğu ama kaçırılmaması gereken noktalara parmak basmışsın.

sara - :ok teşekkür ederim, tavsiyen son derece mantıklı. Tezcanlı davranmamalı, ama motivasyonumu da kaybetmemeliyim.

babegazelle - Kafamda bir plan var zaten, bu işin bir faydası dokunduysa o da istediğim gibi biryerde çalışmak için ihtiyacım olan şeyleri görmek oldu. Piyasanın kötülüğü gerçekten korkutucu, tasarımcılara zaten pek iş yoktu, artık hepten zorluk çekicez gibi.

aymen- Doğru söylüyorsun, dezavantajlardaki maddelerden bir kısmı bir sürü insanın günlük olarak katlandığı, benim de biraz irade ile katlanabileceğim şeyler ne de olsa. Onları daha önemli olanlaran ayırmak gerek.

Calanon - Tavsiyen için teşekkürler, sanırım tercih edeceğim seçenek bu olacak. İnternet meselesini patronla konuştum ve o bana hak verdi, ama IT departmanı çözüme yanaşmadı. Kraldan çok kralcı olmak meselesi işte :) Şirketteki diğer insanlardan daha çok internet erişimim var ama işi araştırmak olan biri için gene de zayıf.

anonymous - Doğru söylüyorsun, buradan sonra iş irademe düşüyor. Biraz sabır...

alis said...

Perili Köşk - Şimdi açıklayan bir yazı yazacağım :)

owl - Körlemesine risk almak kadar korkaklık tuzağına düşmekten de çekiniyorum. Üniversitede bize ara sıra ders veren, Türkiye'de tasarım namına adını duyurmuş ve kendi stüdyosu olan bir hocamız kariyerinin ilk yıllarını Türkiye'nin en büyük/kurumsal şirketlerinden birinde geçirdiğini söylemişti. Çevre edinmek ve "iş nasıl yapılır"ı öğrenmek için bizim de bu tip yerlerde kariyerimize başlamamızı ama bu tip yerlerde düzenli gelen maaş ve insanı içine çeken rutine karşı di,kkatli olmamızı söylemişti. Hani kurbağayı suya koyup ısıyı çok yavaş yükselttiğinde kurbağa su kaynama noktasına gelene kadar durumunun farkına varamazmış ya, bu örneği vermişti bize. Ben de suyum ısınmadan başka maceralara atılmak niyetindeyim :) Söylediklerinden -hem bu yorumunda, hem de zaman zaman diğer bloglara bıraktığın yorumlardan- gözlemlediğim kadarıyla senin suyun çoktan kaynamış, 16 yıl çok uzun bir süre ama sen hala gençsin, hiçbirşey için geç kalmış sayılmazsın bence. Yabancı bloglarda arzularını geç keşfedip peşinden gidenler için kullanılan bir laf var "late bloomer", yani "geç çiçek açan" diye. Benim ananem 60 yaşından itibaren "biz artık yaşlıyız" diye denize girmedi(hoş, çok sevmezdi zaten). Halbuki önünde denize girebileceği daha 20 küsür yılı vardı. Senin önünde Allah kısmet ederse daha kimbilir ne uzun yıllar var...

HÜPCADISI said...

Aliscim ne karar verirsen ver hep yanındayım. En doğru kararı vereceğinden eminim. Bu arada tarafımdan mimlisin.

Brajeshwari said...

Bende gec olsada birsey yazmak isterim.
Ben olsam orta yolu arardım.Patron madem bu kadar iyi.. Ona haftada 2 gün tezim için sizden izin istiyorum derdim. Buna gore maaşini duzenlerler.Hem daha verimli calisirsin.Hemde bu 2 günde, sevgiline,derslerine zaman ayirirsin.Ayrica senin bilgisayarinda arastirma icin bloklanan yerleri actirilmasini nedenleriyle soyleyebilirsin.Bunlar sana cok buyuk nefes olur.Tumden koparıp atmak yerine ben boyle yapardım. O gün sana coksey kazandirirdi.Hem motivasyonun yükselir,hemde bir yıldan fazla calismaya nefesin olurdu.

Gercekten piyasada is yok. Ama bununla gozunu korkutma..Ve sunu anliyorum.İyi bir tasarımcıyla ogrenmek istiyorsun isi..Biri role modelin olsun iş konusunda..Bunu bulmak o kadar zor ki..Bende 12 yıldır Grafik tasarimci olarak calisiyorum. Sadece bir patronuma "iyi bir yoneticiydi"..diyebiliyorum..

Yinede gencligine ragmen, içindeki hesapları takdir ettim.Hayata hedefler koyarak gitmek insanı büyütür. Senden hiç süphem yok..

Sevgilerimle..

Anonymous said...

2003'den beri seninle aynı piyasanın içindeyim. Nacizane önerilerim;

- Ortam, anlattığın kadar kötü ise (ofisin tasarımı bile etkiler tasarımcıyı) ufak ufak yeni iş aramaya bak. Ben sırf beni iyi hissettirecek diye 3 adet 1,80 boyunca ağaç getirttim ofise. İyi hissedince iyi iş çıkıyor.

- Tek tasarımcı olarak günden güne muhasebeci Ayşaanım'dan farkın kalmayabilir. Çevrende seninle aynı şeyle meşgul olan en az 2 kişi olmalıki, işe olan kan her an kaynar vaziyette olmalı. Gerektiğinde, kötü iş çıkarmamalıyım korkusu olacak, yan masadaki arkadaşının eleştirisinden korkacaksın. İşi senden başka kimse bilmezse eleştirenin de olmaz.

- Kriz var, şu an işten çıkarsan dışardaki hayat çok umduğun gibi olmayabilir, depresyona girmemek için gizli gizli iş araman mantıklı olur. Etik değil, metik değil savunmalarını bırakalım, herkes kendi bacağından asılıyor.

alis said...

Brajeshwari - Geç değil, iş konusunda şimdilik ne yapacağımın kararını verdim ama öğütlerinin yine de çok faydası dokunuyor.

Haftada 2 gün vereceklerini sanmıyorum, kurumsal bir yer ya, bir miktar adanmışlık istiyorlar, hiç part time çalışan yok nedense burada. 2 haftada bir gün verseler bile rahatlama olur benim için. Bloklama olayını çok dile getirdim, çok kovaladım, çözemediler. Boşverdim artık, ne kadar ekmek, o kadar köfte, onlar da benden çok derin araştırma beklemesinler. 12 yıldır sadece tek bir patronundan memnun olman gözümü korkuttu; ben de kabus patronların hikayelerini sürekli duyuyorum.
Beni takdir etmen yanaklarımın kızarmasına sebep oldu, çok ama çok teşekkür ederim :)


Anonymous - Anlattığım kısmı ortamın çirkinliğinin sadece yarısı, ofis koridorlarında seke seke yürümemize sebep olan onlarca kutuyu, numune yığınları, "çöp ev" görüntüsünü anlatmamıştım yazımda. Güzel bir şehire, hatta kafeye gidince bile insana ilham geliyor, fikirler üşüşüyor. Güzel ortam arayışının bana has bir durum olmamasına çok sevindim, ben mi çok nazlıyım, niye ilham bekliyorum, bende bir eksiklik mi var diye düşünmeye başlamıştım :)

Söylediğin ikinci madde çok önemli, düşündüm de gerçekten de üniversitedeyken arkadaşlarla birbirimizi hırslandırırdık, bazen rekabet eder bazen birbirimize fikir verirdik, sonuç yalnız çalışmaktan daha iyi olurdu her zaman. Yan masadakinin eleştirisinden korkma kısmını düşünmemiştim hiç, bu da çok gerekli birşey.

Malesef şu an ofisteki diğer insanlardan bu kadar soyutlanmış olmak beni tembelliğe/vasatlığa itmiyor desem yalan söylemiş olurum. Buraya ilk başladığımda mobilya kategorisi için gerçekten değer yaratma amacı güderek bir dizi tasarım hazırlamıştım, geri bildirim bile alamadım, oysa o zaman hazırladığım tasarımların çok benzerlerini bir süre sonra bazı blog ve dergilerde övgüyle bahsedilirken gördüm. O zaman bunları değerlendirmiş olsalardı şu an rakiplerinden farklılaşmış olacaklardı.

İş aramaya gelince, öyle illa bulayım diye uğraşmıyorum ama neler var diye takip ediyorum ara sıra. Bence mesai saatlerinde yapılmadığı sürece etik olmayan hiç bir tarafı da yok.

Yorumun için çok teşekkürler, gerçekten çok faydalandım, kendime güvenim yerine geldi. Sevgiler...

deryik said...

merhaba,

şu anda ilk işimde çalışıyorum, hatta ilk ayım. araştırma sektöründe. önceden ideallerime daha yakın bir araştırma işi yaptım, ama part-time'dı. ofiste bile değildi. şu ansa ofisteki tek araştırmacı benim. ben de sorum olduğunda "saldım çayıra, mevlam kayıra" yöntemiyle, el yordamıyla ilerliyorum. iş beni zorlamıyor bile, haliyle yeni bir şey öğrendiğimi düşünmüyorum. bir süre buralardayım; ama uzun sürmeyecek, biliyorum. eğitimini aldığım (ve karın doyurmayan) araştırma konularına geri dönücem, bi zaman. şimdilik sadece mümkün mertebe bi şiler öğreniyorum.

bence "buraya kadar" diyosan, öyledir. bu yaşlarda alınamayan cesur kararlar ilerde hiç alınamıyor. üstelik sen bunu kendini geliştirme, mesleğinde ilerleme amacıyla istiyosun. neticede "evlendiğim için işi bırakıyorum" demiyosun :)

neyse, bence en önemli şey, ayrılacağın zaman iyi ayrılmak, referans olmayı kabul etmeleri. eski işverenle arayı iyi tutmak önemli, kaçarcasına giderken bile :)

frambuazlı ruh pastasıyım said...

2003 yılından beri profesyonel iş hayatında çalışmaya çalışan bir grafik tasarımcıyım ki, genelde grafikci ve operatör olarak anılıyoruz. ben inatla tasarımcı demeye gayret ediyorum :P
işimin mutfağı diye matbaada, ajansta hatta bir firma departmanında da çalıştım. tasarım mesleğinde 1 yılı doldurma zorunlulugu olduğuna inanmıyorum, özellikle en başlarda. çalışma azmi oluşturmak anlamında faydalı olsa da daha çok gençsin ve yolun başındasın. riske girebilmeli ve kendi sınırlarını aşacak biryerleri deneyebilmelisin.
iş değiştirme konusunda deneyimlerime güvenerek sana verebileceğim en önemli tavsiye;

"iş bulmanın en iyi yolu, halen çalışıyor olmandır." neden bilemiyorum işsizken iş aradığında hep piyasanın altında ucret teklif ediyorlar. "iyi olsaydi issiz olmazdi gozuyle mi bakiyorlar ne?"

işten ayrılma fikrini açmadan önce piyasanı araştır, başvurular yap, görüşmelere git, tecrübeler edin derim ben.
ne karar verirsen ver, sakın arkana bakıp da pisman olma, hata yapa yapa büyüyoruz. sectgin yolda emin adımlarla ilerle, biz arkandayız :)