Friday, October 10, 2008

Londra'nın Liberty'si

{click here to read this post in English}
{}
Seni kötü blogger seni. Herhalde Londra'ya seyahat yapıp da bunu blog'unda anlatmayan bir ben varımdır. Avrupa seyahati planlayan herkese sesleniyorum, henüz gitmediyseniz Londra'Yı gidilecek yerler listenizde acilen 1 numaraya taşıyın. Bayılacağınıza dair teminat veriyorum.
Ben çok şanslıydım, çünkü İngiliz meslektaşımla aramızda büyük bir yaş farkı olmasına rağmen çok iyi anlaştık. Beni Londra'nın en büyüleyici tasarım dükkanlarına götürdü, ki yalnız gezsem bunların çoğundad haberim bile olmayacaktı. En güzelleri Kings Road (SW3) üzerindeydi. İnanılmaz güzellikteki birkaç vintage/antika ev mağazasından sonra Design House Stockholm adlı, bir tasarımcıyı tatlı hülyalara sürükleyen İskandinav tasarım mağazasına, The Holding Company adlı depolama aksesuarları mağazasına, ve Kings Road'u şanlandıran muhteşem 2 Designer's Guild mağazasına gittik, ki burada CSI inceleme yapsa yerlerdeki salya izlerimi bulabilir, o kadar ağzım sulandı yani. Buradan sonra daha büyük mağazalara da gittik, mesela The Conran Shop(burada bugüne kadar sadece internetten/dergilerden resimlerine baktığım hayran olduğum tasarımları deneyebildim) ve Heal's. Heal's da fena değildi, ama esas vurucu kısmı içinde yer alan Peyton and Bryne adlı miniminnacık fırındı. Tek kelimeyle enfes. 2 gün boyunca ilk günü Londra'nın dışında, ikincisi içinde olmak üzere onlarca mağaza dolaştık. Son durağımız Regent Street oldu; burada harika bir Habitat vardı ama beni büyüleyen yer Liberty oldu.
{}
{}
Mağazanın dışı. Bina, Tudor revival adı verilen mimari tarzda inşaa edilmiş. Wikipedia'ya göre bu binada kullanılan ahşaplar iki İngiliz gemisinden sökülerek buraya yerleştirilmiş. Dünyada eşi benzeri olmayan, kendine has bir mağaza burası.
{}
{}
{}
Aslında kocaman, geniş bir bina ama konumlandığı sokak yeterince geniş olmadığı için bina bir bütün olarak fotoğraflanamıyor!
{}

Liberty çiçek satış ve aranjmanını mağazanın girişinde yapıyor.

{}

Dolayısıyla mağazaya girerken sizi karşılayan görüntü bu oluyor.
{}


{}
Eğer binanın tarihi dokusunu dışarıda dokunmadan bırakıp içini normal bir mağaza gibi döşemişlerdir diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Zengin, sıcacık ahşaplar, muhteşem ahşap kirişler ve sütunlar, olağanüstü sömineler bütün bina boyunca görülüyor.
{}
{}
Ortada kocaman bir açıklık alan, tepesinde de cam çatı var.
{}

Bakın, bu resimde ahşap kirişleri görebilirsiniz. Etkileyici süslemeler, binanın ihtişamının gölgesinde kalmadan burayı bir lüks mabedine dönüştürüyor.

{}

{}

Ben çok şanslıydım çünkü orada bulunduğum sırada "Liberty Knoll'un 70 yılını kutluyor: Geçmiş, Bugün ve Gelecek" adlı sergi sürmekteydi. Okurken kitaplarda gördüğümüz tasarım klasiklerini böyle muhteşem bir ortamda görme fırsatım oldu. Binanın eski unsurlarıyla bu modern mobilyaların yarattığı kontrast görülmeye değerdi, renklerin ve dokuların çeşitliliği etkileyici bir armoni oluşturuyordu. Resimler serginin güzelliğini yansıtamıyor, sergi alanını 3-4 kez dolaştım, her seferinde de büyülendim. Bu mobilyaların binlerce euro'luk fiyat etiketlerini haklı buluyorum artık, her detaylarından öylesine bir zeka, kalite fışkırıyor ki!

{}

{}
Birkaç tasarım klasiği daha...
{}


{}
Kıyafet bölümünde ağız sulandırıcı güzellikte parçalar vardı, hepsi ünlü tasarımcıların son koleksiyonlarından. Çanta bölümüne girdiğimde artık fiziksel olarak acı çekiyordum. Marc Jacobs markalı bir çantaya kendimden geçmiş halde yanağımı sürtmekteyken iş arkadaşımın gitmekte olduğunu farkedip acilen yetiştim. Liberty'nin kendi markası da dahil olmak üzere herşey olağanüstü pahalıydı, örneğin bir cüzdan 700 sterlin kadardı. Fakat hepsi son derece lüks, gözalıcı, inanılmaz kalitede, tereyağı gibi yumuşacıktı.
{}
Resimlerden gördüğünüz gibi mağaza içindeki aydınlatma ile harika bir atmosfer yaratmışlar. Genel olarak loş, yer yer karanlık, bazı yerlerde renkli ışıklarla aydınlatmışlar.
{}

Ayakkabı bölümü. Orada yaşayabilirim.

{}

{}

Oldukça geniş bir de sanat koleksiyonları vardı. Gerçi ben oradayken satmakta oldukları tablolar bu resimdekilere göre daha moderndi, ama hepsi de güzeldi.

{}

Böyle ufak tefek hediyelik gibi şeylerle dolu kocaman bir kat vardı. Aslında ıvır zıvır şeyler ama hepsi birbirinden göz alıcı.
{}

{}
{}
Liberty'nin bir başka özelliği de kumaşları. Liberty kumaşı deniyor bunlara, ince, yumuşak, hatta neredeyse tülbent gibi bir kumaş. Kumaşlara ayrılmış bir bölüm, bir de bu kumaşlardan yapılmış klasik kesimli gömleklere ayrılmış bir bölüm vardı.
{}

Kumaşların çoğu böyle minik minik, çiçekli desenli, sevimli renklerdeydi.

{}

{}

Bakın birileri Liberty kumaşları kullanarak böyle bir duvar yapmış. Tek tek işlemekten daha kolay, değil mi?

{}

Bu arada bu resimleri kendimin çekmediğini belirtmeliyim. İçeride izin verildiğini bilmiyordum, ayrıca zaten öyle turistliğimi ifşa edercesine şıkır şıkır fotoğraf çekmeyi sevmiyorum. Utanıyorum turist gibi gözükmekten. Hatta, acılı sonuçlarına rağmen Londra'nın lüks caddelerini gezdiğimiz o gün, İngiltere havasına hazırlıksız yakalanmış benim spor ayakabı-yağmurluk üniformamı bir kenara atıp özellikle şık giyinmiş olduğum için memnunum. Ayaklarımda 15 santimlik platform topuklarla sabahın 9'unda döküldüğüm yollardan otelime gece 10'da döndüm. Ayakkabılarımı çıkardığımda ayaklarımın ebediyen trol ayağı gibi gözükeceğini düşünmüştüm. Üstünden neredeyse 2 ay geçti ama ayağımın taşlaşan bazı yerleri tam da iyileşmedi!

Bu arada benim meslektaş tam bir gurme çıktı, nereyi tavsiye ettiyse beni lezzetten çıldırtan şeyler yedim. O günkü önerisi Villandry adlı, yarı market, yarı restaurant, yarı bar biryerdi. Orada içtiğim Fransız usulü fırında soğan çorbasını hala rüyamda görüyorum. Tavsiye edilir!
{}
Not: İngiltere'de gittiğim her yere ayrı ayrı ayılıp bayıldım. Yeni öğrendim, "Anglofil" diyorlarmış benim gibilere. Yani "İngiliz aşığı". Dillerini, edebiyatlarını, modalarını, müziklerini, filmlerini sevmemin üstüne şimdi havalarını-sularını da seviyorum. Benimle ilgili rasgele bir bilgi: Annem bana hamileyken Boğaziçi'nde İngiliz Dili ve Edebiyatı okuyormuş. Son yıl final haftası doğmuşum!
{}

Resimlerin kaynakları: 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7-9-10, 8, 11, 12, 13, 14-15-16, 17, 18, 19, 20

5 comments:

Anonymous said...

Londra benim kendimi bildim bileli bir numaram ama her nereye gdebildiysem gittim hala orası kısmet olmadı:)"Ottoline"

karina said...

Claro, y se supone que tengo que estudiar griego unos tres años antes de entender que escribiste,nnnnnnoooooo!!!
In English please!!
Big kiss

malla said...

Alis'cim benimde ağzımın suları akmadı desem yalan.Seni çok öpüyorum canım.

alis said...

karina, this post is just a translation of the Liberty of ondon post above. I decided to post it seperately because it is a mega big post :)

anonymous - Kısmet olur umarım, ben gittim döndüm ama aklım orada kaldı :)

malla- senle de gidelim bigün olur mu? ben de öpüyorum ..

Berceste said...

Gezerken sevimli de, içinde yaşayınca o aşk durumları bitebilir :)
Liberty'nin hikayesi bende de burada,http://berceste.blogspot.com/2007_12_01_archive.html , eğer okumak istersen...