Thursday, August 4, 2011

In Malmö

Malmö'de



This apartment in Malmö, belonging to Nina Persson of The Cardigans, is for sale. Could somebody enlighten me; when homes are sold in Sweden, are the furniture and every nice detail we see in these photos included? I'd lose the taxidermy duck, but other than that I wouldn't change a thing (at least not for a while).

Malmö'deki bu apartman dairesi The Cardigans'tan tanıdığımız Nina Persson'a aitmiş, ancak şu an satılık. Biri beni aydınlatsın; İsveç'te evler hep möbleli mi satılıyor? Şık detaylar da dahil midir? Öyle ise doldurulmuş ördeği gönderir, onun dışında pek birşeyi değiştirmezdim (en azından bir süreliğine).


I'm practically bullying people I know into not matching their chairs with their table. Still, nobody listens to me!  See how good it looks?

Çevremdekilere masa ile sandalyelerini takım almamaları için resmen baskı yapıyorum, ama kimse beni dinlemiyor! Bakın işte nasıl da güzel duruyor halbuki!



 Lying down looking at the ceiling is not a dull activity in this apartment.

Bu evde tavana bakarak uzanmak sıkıcı bir aktivite değil.



The duck goes, the shoes are welcome to stay. 

Ördek gitsin, ayakkabılar kalabilir.




What I like about this study is that it does not have an office feel. Not even a home office feel.

Ofise, hatta ev ofie bile benzemeyen huzurlu bir çalışma köşesi.



While us mortal folk deliberate whether to paint floors white, they are making painted patterns. Someday I hope to own a coffee machine like that.

Biz ölümlüler daha yerler beyaza boyanır mı onu tartışırken bunlar işi ilerletmiş, desen çalışıyorlar artık. Bir gün benim de böyle bir kahve makinem olsun.



All photos from Bolaget via NordicDesign.

16 comments:

Zepequeña said...

Great house!

Zepequeña.

cafenoHut said...

Evet bende hep düşünüyorum onu. eşyalı satılmadı da bir saçma olur gibi geliyor ama tüm satılık ilanlarında evler full döşeli ve aksesuarlı..
Bu ev gerçekten ferah ve ben en çok en çok çalışma bölümünü ve balkon demirlerine bayıldım.

Müge Hestbaek said...

Doldurulmuş hayvanlardan nefret ederim. Geçen gün Müge'yle de bu konudan bahsettik. Bununla ilgili bir yazı yazayım ben en iyisi...

Malmö'deki en güzel şey bu ev herhalde. Yoksa kendisi pek bir şeye benzemiyor. Küçücük, köy gibi, insanın üçüncü günden sonra daralacağı bir yer. Kartonpiyerleri bakılası seçtikleri iyi olmuş o yüzden :))

Masa ve sandalye konusunda sana kesinlike katılıyorum. Ama her sandalyeyi farklı seçmeye de bu işin ustası değilsen ya da Friends setinde yaşamıyorsan karşıyım. Şahsen maksimum iki uçtaki sandalyeyi farklı seçerim. Hatta belki seçmem.

Mutfaktaki dama taşı boyaması hoşmuş. Bir gün dama taşlı bir mutfağım olacak, biliyorum.

Bu evi genel olarak çok beğendiğimi de eklemek istiyorum.

Müge said...

Ben de çok beğendim. Kimin olduğunu bilince daha da hoşuma gitti.

CindrellaUnderTheUmbrella said...

Ahh ev harika, ama en çok da camlı dolaptan ayakkabılık fikrini sevdim, nasıl güzel durmuş öyle.

alis said...

Zepequeña - glad you liked :)

cafenoHut - Fotoğraflarını beğendiğim bir başka İsveç emlak şirketinde mesela balkona kahvaltı sofrası bile hazırlıyorlar. Hadi onda en azından bir kısmının dekor olduğunu anlıyorum. Bir de google translate ile üç aşağı beş yukarı anladığıma göre bu evin sahibi zaten burada oturmuyormuş. Kendi mi döşemiş, kim döşemiş bir anlasam :) Ben de çalışma bölümünü beğendim en çok.

alis said...

Müge - Ben de taksidermiden ölesiye nefret ediyorum. Alçaltıcı, saygısızca bir uğraş. Cesetten süs mü olur yahu? Hele bir ara doldurulmuş hayvanları sanat eserlerinde kullanma furyası vardı. İstersen sana bulup gönderirim, ama görme daha iyi.

Evi beğendiğine sevindim. Malmö ile ilgili yorumuna şaşırdım, en azından insan sıkılınca köprüden Kopenhag'a gider :) Hiç gitmedim ama merak ediyorum doğrusu.

Farklı sandalyeleri ben aslında seviyorum, ufak çapta bir sandalye fetişim var o yüzden tek tip sandalye ile bağlanmak benim için zor. Ama dediğin gibi bir şekilde simetriyi sağlamak, sandalyeleri misafir gelecekmiş de komşudan ödünç almışsın gibi göstermemek incelikli bir iş.

alis said...

Müge - Çok feminen bir havası var, değil mi? Yalnız yaşayan, çok kitap okuyan bir kadının evi sanki.

Cindrella - Ben buna benzer bir dolabı katlı giysilerim için gardrop olarak kullanıyorum. O bile fena durmuyor, bu çok daha hoş.

Müge Hestbaek said...

Alisçim;

Aman gönderme sahiden. Rahatsız etmek üzere kurgulanan sanattan içime fenalık geldi artık.

Malmö'nün en güzel yanı Kopenhag yolundaki trenle köprüyü geçerken denizin üzerindeki rüzgar güllerini görmek. Suyun üzerine konmuş bir sürü martı gibi görünüyor. Bildiğim kadarıyla Kopenhag'da çalışanlar yabancıların çoğu, kiralar ve yaşam daha ucuz diye Malmö'ye yerleşip yarım saatlik tren yolculuğuyla her gün karşıya geçip gidiyor. Ancak ne lokal barı bar, ne restoranı matah. Sıradan bir İsveç mahallesi. Ama tabii ki, mimari her İskandinav kasabasındaki gibi bakılası, içi merak edilesi. Sanıyorum çok indoor bir yaşam var. Ben ne zaman gittiysem sokaktaki insanlar parmakla sayılacak kadar azdı. Ama oralara kadar gitmişken gidilir, gezilir tabii.

Senin sandalye fetişini biliyorum :) Hatta bir gün yemek masamı değiştirirken yardımına başvuracağımı aklıma not edecek kadar fark etmişim bunu :))

Berceste said...

Bizde de kitaplar perde tahtasinin uzerinde ikamet ediyor yatak odalarinda :) Ben de bu durumu cok seviyorum. Ayrica kutuphaneler de var. Evde kitaplar oturuyor biz seyrediyoruz ama olsun :P

Sandalyelere gelince, o klasik Ingiliz stili sandalyelerden bana fenalik geldi artik. Oturmasi da cok rahat degil. Standart hepsinin ayni olmamasi fikrine katiliyorum ama o sandalyeleri istemem :P

JOHANNA said...

Beautiful!

Kız kıza toplandık said...

ben o yesil sobaya cok bayildim...

iki ay onceye kadar yeni evimde kesinlikle soba istiyordum. o fiyatlar nedir oyle dondum kaldim!!abartisiz soyluyorum, 3 yillik ev kirasi fiyatina soba var! Sok oldum ve kendimi nasil disari attigimi bilmiyorum :D

hayir birde soba gorundugu gibi de degil, cok zahmetli birsey...aksamlari o sobanin onunde keyif yapabilmek icin evde 24 saat birde usak "sebastian" filan olmasi lazim :)

O derece luks benim icin soba gozumde...

alis said...

Kız kıza toplandık - Sobaları bilmem ama şömineler de öyle. Artık şömineler üst katları bile ısıtabilecek sisteme sahip, kazanları falan çok kaliteli, tabii fiyat da gelişkinliğiyle doğru orantılı. Çok büyük keyif ama dediğin gibi zahmetli. Odun taşı ateş yak birşey değil de o külleri temizlemek falan epey uğraş. Sebastian yoksa üşenilir :)

Berceste said...

Aliscigim, odun atesinin konforu ve estetigi gibi degil elbet ama daha az kulfetlisi dogal gazli olani. Ingiltere'de bizim evde oyle bir tane vardi. Sahte komur parcaciklari koymuslar, arasindan da gaz cikisi vermisler, gene alevler de var ve nefis isitiyordu. Kestane pisirip, kule patates gomemiyorduk ama olsun :P Sevgiler...

alis said...

Berceste - Kestane pişirememek çok büyük bir eksi olmakla beraber şöminenin rüzgarda kırmızı kumaş uçuran versiyonu dışında her cinsini severim. Yanmasa bile odaya çok güzel bir hava veriyor, odak noktasının TV olmasına engel oluyor :)

Berceste said...

Yok yok bizdekinde kumas ucusmuyordu cok sukur :) Gayet alevliydi :) Ama kaynagi odun degil de dogal gaz idi, tavsiye ederim iste :) Ah keske o zamanlardan tanisiyor olsaymisiz, bize gelirdin, ya sicak sarap gecesi yapardik ya da kahve icerdik karsisinda...